12 EYLÜL KARANLIĞINI YAŞAMIŞLIĞIMIZ VAR… « 10Balikesir

25 Kasım 2020 - 17:43

12 EYLÜL KARANLIĞINI YAŞAMIŞLIĞIMIZ VAR…

12 EYLÜL KARANLIĞINI YAŞAMIŞLIĞIMIZ VAR…
Son Güncelleme :

14 Eylül 2018 - 12:26

Ş. TARIK SÜRMELİOĞLU

HANGİ sol örgüttü hatırlamıyorum şimdi.. Bir gece yarısı bizim pencerenin demirlerini basamak yapıp apartmanın duvarına koca koca harflerle bir şeyler yazıyordu, karanlığın içinde kaybolup giden abiler.

Korktuk elbet.

Herkesin korkuya teslim olduğu günlerdi.

Camdan içeri bir şey atarlar, ya da kör bir kurşun gelir saplanır korkusuyla..

Kaç gece odamızda değil koridorda yattık.

Polis bile ikiye üçe bölünmüş; masum canları kim koruyacak?

Güvenliğimizi kime emanet edeceğiz?

Duvarlardaki ideolojik yazıları okuyup anlamaya çalışırdık, çocuk aklıyla.

On iki – on üç yaşındayız henüz. Taptaze ortaokul talebesiyiz yani.

Çocuğuz.

Evden okula, okuldan eve.. Korka korka hep.

Karesi Ortaokulu, Balıkesir Ortaokulu, Balıkesir Lisesi.. Hepsi o meşhur yokuşta.

Binlerce öğrenci.. Kimisi aşağı iniyor, kimisi yukarı çıkıyor.

Ya tepelerden bir grup fırlar, yokuş aşağı koşar adım, elde bayrak, “ya Allah bismillah” vaveylaları..

Ya kolundan asılır biri, hep aynı soruyu sorar:

“Sağcı mısın, solcu musun?..”

Allah’tan hep iyi abiler denk geldi de dayak yemedik hiç!

 

***

YAN dairede solcu abiler oturuyordu. Hepsi pırıl pırıl çocuklar.. Bazen beş, bazen on kişi olurlardı.

Kalabalıklaştıklarında anlardık ki, karşı sitenin terasında oturan sağcı abilerle kapışma olacak…

Sık sık kapışırlardı.

..ve sık sık bizim kapıyı çalıp, “tuz var mı, şeker var mı, yağ var mı” diye sorar, yaptıkları bekar yemeklerinden getirirlerdi, komşuluk hatırına.

Apartman kalabalık.. Hem öğrenci, hem solcu olunca, millet ters bakıyor. Her an her şey olabilir korkusu da var. Bu çocukları çıkardılar evden. Daire boş kaldı.

Bazı akşamlar çözemediğim matematik sorularını çözerlerdi.. Ders çalıştırırlardı.

Necati Bey Eğitim Enstitüsü’nde kapışma oldu bir gün.. Birkaç kişi şişlendi. Ölenler vardı.

Ertesi gün o zaman tek şeritli olan İzmir Caddesi’nden geçirdiler cenazeleri.

Komşu abileri gördüm cenazede.

Slogan ata ata yürüyorlardı.

Bir daha görmedim onları.

 

***

İZMİR Caddesi, Berlin Duvarı gibi o zaman. Bir yanı ülkücülerin, bir yanı solcuların.

Şehir ikiye ayrılıyor yani.

Sık sık karşı cepheye saldırılar olurdu.

Atatürk Parkı, kapışmaların en çok olduğu yer.

İnsanlar giremez, çıkamaz, korkar.. Şimdiki gibi değil ki Park.. Her yer sımsıkı ağaç, yeşillik.. Gizlenecek, saklanacak çok kuytu köşe var.

Çarşı karışık hep.

Her duvarda ideolojik yazılar.

Her köşe başında birbirini marizlemeye hazır militanlar.

Türkiye’nin her yeri gibi Balıkesir’de de huzur bitmiş vaziyette.

Çocuğuz tabi; sokakta oynayacağız.. Ağaçlara tırmanacağız.. O zamanlar her yer boş arsa; imar rantı durumları gelişmemiş henüz. O arsalar bizim oyun alanlarımız.

Gazoz kapakları toplanır, tek sıra dizilir, bilezlerle en çok vuranın olur kapaklar.

Sonra horhor yapar mahallenin en kabadayı çocukları.. Kapakları, bilezleri avuç avuç alıp havaya savururlar; horhor…

Şimdi yerine koca apartman diktiler, eskiden çalılarla kaplı arsaydı.. İçinde üç beş iğde ağacı vardı.. İğdeyi pek severim; inmezdim üstünden.

Demiryolunu ağaçlarla, demirden duvarlarla çevirdiler. O yıllarda açıktı tren yolu. Abiler şehrin orasında burasında kapışırken.. Biz bozuk paraları raylara koyar, üstünden trenin geçmesini beklerdik.

O para dümdüz olur, ezilir, kağıda döner.. Nasıl bir keyif alıyorsak artık o işten…

 

***

VE bir gece “Ordu yönetime el koydu” dediler.. Biz uykudaydık.. Annem uyandırdı, haber verdi.

Pek çokları bu habere sevinmiştir.. Ben nasıl bir tepki verdim hatırlamıyorum; korkmuşumdur kesin.

Siyah beyaz ekranda O’nu gördük sonra.. Radyodan falan dinledik.

Kenan Evren diye bir ismin varlığından haberdar olduk.

Sure ezberler gibi, Milli Güvenlik Komitesi’ni oluşturan paşaların isimlerini, rütbelerini ezberledik; iyi mi!

Gazetelerde hergün onlar vardı.. Tek kanallı TRT’de hergün onlar.

Radyoda onlar.

..ve arananların anonsları.

Ülkeyi yönetenler tutuklanıyordu.

Başbakanlar, bakanlar, milletvekilleri, bürokratlar.

Ülkenin geleceği olan gençler tutuklanıyordu.

Kimisi ülkücü, kimisi sol örgüt üyesi.. Eyleme karışmış karışmamış, hiç ayırmadan..

Kelepçeleyip götürdüler.

Kimini astılar cezaevlerinde.. Kimisi yıllarca hapis yaptı.

İşkence çeşitliliği ile tanıştılar.

Karanlık zindanlarda, işkencelerin en ağırını gördüler.

Kiminin aklı uçup gitti.. Kimisi sakat kaldı.

Acılar içinde geçirdiler gençlik yıllarını.

12 Eylül, bu ülkenin geleceğini çaldı.

Bir kuşağın üstünden silindirle geçti adeta.

 

***

BİZ ne yaptık?

Amerikan destekli 12 Eylül, tam da Amerika’nın istediği formatta bir ülkeye dönüştürdü Türkiye’yi.

O günün çocukları popla, topla oyalandı.

Hatırlarım; her hafta bir okulun salonunda gençlik partileri olurdu, danslı manslı.

Okul takımları, futbol, basketbol falan.

Siyasi bir düşüncen olmayacak, ideolojik şeylerle oyalanmayacaksın.. Düşünmeyeceksin yani.

Oyna, zıpla, hopla, enerjini boşalt.

O günlerin orta sınıfı, sokağa rahatça çıkabildiği için memnundu. En azından çatışma yoktu.. Kör bir kurşuna hedef olup kim vurduya gitme riski yoktu.

Asker, sokaklara huzur getirmişti ya.

Zengin sınıf, her daim menfaate döner yüzünü.. Bu kuraldır.

Cümle zengin, cümle sermaye sahibi, “paşam” deyip esas duruşa geçti.

12 Eylül ve hemen akabinde gelen yeni sivil ortam, yani ANAP’lı yıllar, kendi zenginlerini yarattı.

Bir kuşağın nasıl tüketildiğini çok umursamadı insanlar.

12 Eylül’ün bu ülkeyi nasıl bir geleceğe taşıdığını pek umursamadılar.

Toplumsal dönüşümün gelecekte nelere mal olacağını hesap edemediler.

 

***

SON kertede ne diyeyim?.. En iyisi bir slogan atayım.

Kahrolsun 12 Eylül.. Kahrolsun darbeler, darbeciler.

Yaşasın tam bağımsız Türkiye…

 

 

************

 

Gülsek mi ağlasak mı

 

UZUN yıllar önce, 12 Eylül’ün tutuklayıp içeri attığı eski Kültür Bakanı Agah Ortay Güner anlatmıştı bir anısını.

Malum, bir dönem Balıkesir Milletvekilliği yaptı; oradan tanışırız zaten.

Agay Bey, Ecevit’in, Erbakan’ın ve devrin siyasi büyüklerinin tutuklanıp kapatıldığı cezaevinde.

Günlerden birgün saçı sakalı ağarmış bir vatandaş düşmüş koğuşa.

Mahpuslukta ilk günler, zor geçer.. Karavana kötü tabi, yiyemiyormuş.

Demişler: “Erbakan Hoca’nın koğuşuna git, oraya güzel yemekler geliyor.”

Vatandaş gitmiş.. İki üç gün güzel güzel yemiş yemekleri.

Sonra, Erbakan çekmiş kenara bizimkini uyarmış:

“Bak kardeşim! Burada misafirlik üç gün.. Namazı kıldın, kıldın.. Kılmadın, karavanaya talim…”

 

***

SİYASİLERİN yattığı mahpushaneye düşen vatandaş Adanalıymış.

Sola meğilli, Ecevit’e, CHP’ye oy veren sade bir vatandaş işte.

Günün birinde oğlunu yolda çevirip dövmüşler. Çocuğun ağzı burnu dağılmış.

“Ülkücüler yapmıştır” diye düşünüp Ülkü Ocağı’na seyirtmiş.

Oradaki gençlere durumu anlatmış. Onlar da, “biz yapmadık, ama yapanı buluruz, gereği neyse hallederiz” demişler.

Adamın telefon numarasını yazmışlar deftere, “biz seni ararız” deyip göndermişler.

12 Eylül darbesi olunca asker Adanalı vatandaşın kapısına dayanmış.. Kelepçeyi takıp götürmüşler.

MHP davasına monte etmişler.

Suçu ne?

Ülkü Ocağı’nın telefon rehberinde isminin ve telefonunun yazılı olması!

 

***

AYNI davada yüzlerce sanıkla beraber yargılanıyor.

Mahkemede ifade sırası buna gelmiş.

Hakim “anlat” demiş, “sen ne yaptın?”

“Valla Hakim Bey, ben bir şey yapmadım…”

Şu sözler dökülmüş ağzından:

“Hakim Bey! Ben solcu idim, dayak yedim ülkücü oldum, yemek yedim Selametçi oldum… Başka bir suçum günahım yoktur…”

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.